18 Ocak 2026 Pazar

Pañolada: Büyük takım taraftarı olmak zor zanaat!

Acem nalbekisiyle servis edilirse çay daha bi tavşan kanı görünür. 


Bir yere taşınır taşınmaz elzem ilk işlerden biri de internet başvurusu yapmak malum. Sen her ne kadar ben tv seyretmiyorum desen de, ‘o işin teferruatı sen paketini seç’ diyor karşındaki. Çünkü herkesin bir zaafı var, benimkisi futbol pek tabii. 

Aaa öyle miii? 

Harika size bir yıl deneme boyu ‘todo el futbal’ yazalım ozaman. 

‘Bu yıl bedava gibi bişey seneye istersen çıkarsın normal pakete geçersin.’

Geçersin belki bir yıl boyunca futbol junkisi olduktan sonra. Real Madridler Barcelonalar, Atleticolar, Manchesterlar, juventus, inter, napoli, şampiyonlar, afrikalar her an onlarca kanal istediğin anda…

bir yıl sonra dayayınca gerçek faturayı Orange tv geçersin belki normal pakete. 

Neyse onu da seneye düşünürüz. Buna da Galatasaray’dan alıştım. Oshimeni aldığımızdan beri ‘stay in the moment’cı oldum. 6 ay ömrüm kalmış gibi yaşıyorum. Boşver fanisin sen tadını çıkart. 


En çok Real Madrid maçlarını takip ediyorum. Bizim çocuk ilk onbir başlayacak mı? Asist yapacak mı, o eşşek gözlü Rodrigo, ağzı bozuk Vini jr bizimkine doğru düzgün pas atıyo mu? Mbappe ile arası iyi mi? Spiker kaç kere ‘El Turco’ diyor. 

Bi yanlış olursa hemen müdahale edecek gibi izliyorum maçlarını. 

Benim pis Galatasaraylı olduğumu bilmeyeniniz yok malum. 

Arda’dan da, Fener’den giden bir genco olarak ilk başta ne yalan söyleyeyim fazla bir umudum yoktu. Oynayamaz bu çocuk Madrid’de diyordum. Hem önyargıdan; hem de bakıyordum fiziğine, etrafındakilere, Fener basınının şişirmesine verdiği tepkilere filan… pek ışık göremiyordum. Ancelotti de benim gibi düşünüyordu zati. 

‘Todo el futbol’um bağlandığında Arda Alonso’nun takımında ilk 11 çıkmaya başlamıştı , karakter ve fizik olarak gelişiyordu. İspanyollar bizim çocuğu seviyor, sempatik buluyor herşeyden önce bu önemli. Hemen hemen her maçını seyrettim son 3,5 aydır.  Real Madrid kötü gitti onu söylemek lazım. Alonso bizim çocuğu kazandı ama kafasındaki oyun planını uygulamayı başaramadı. Real Madrid seyircisini tatmin edecek ateşli bir oyun çıkmıyor bu kadrodan. Maçları kazanıyor olmaları yetmiyor seyirciye, huzursuzluk gerginlik var tribünde. Madrid seyircisi, Barcelona seyircisi, bi Valencia seyircisine benzemiyor. Bizim Valencia’lılar sağolsun hiç oralı değil, ligin sonuna demir atmışız, hala birasında tapasında çoluk çocuk ‘yenilsen de yenilsen de ‘ diyerekten her hafta stadı dolduruyorlar. Bir iki haftaya küme düştükleri de kesinleşecek hayırlısıyla o zaman bir protesto görecek miyiz ondan da emin değilim. Dedim ya Bernabeu’da işler öyle değil. O tataftarın sevgilisi, janti Xabi Alonso’nun bir kupa maçı finali hezimetinde ipi çekildi. Burası Madrid! 

Arbeloa’yı izleyeceğiz bakalım. 

Bununla beraber!!!

Dün Real Madrid maçında birşey oldu. Ben ilk kez gördüm. taraftar maç başlamadan önce birşey yaptı. Beyaz mendil gösterdi takıma.

Bu ne demekti? ‘Hadi beyaz bir sayfa açalım’ mı? 


Maç başladı. Skorsuz bir ilk yarı. Oynadıkları takım da Levante, bizim güzide Valencia şehrimizin ikinci takımı. O da ligin dibinde, (buarada o şimdiden düştü bence. )

Madrid seyircisi sıfır sıfır biten ilk yarının ardından o mendilleri bir kere daha çıkarttı ve bu kez sallamaya başladı. Çünkü ilk çıkarttıklarında sallamamışlardı sadece gösterdiler. O gösterme ‘hadi beyaz bir sayfa açalım’ değilmiş. O aslında ‘adam gibi oynamazsanız bu mendili sallayacağız’ demekmiş. Ne derin, ne ağır ne janti bir protesto biçimi. Etkilendim. Furbolcu olsam yüzüm kızarır. Onların da kızardı zaar, ikinci yarı iki sıfır bitirdiler Arbeloa ile ilk galibiyetlerini aldılar. 

Bu beyaz mendil hadisesinin bir ismi varmış İspanyol Futbol geleneğinde ‘pañolada’




Aslında Boğa güreşi kültüründen geliyormuş. Seyirci arenada yeterince kan ter mücadele görmeyince çıkartırmış beyaz mendili. 

1990’larda ilk futbola sirayet ettiği maç Real Madrid’in Real Zaragoza’ya 5-1 yenildiği maç. 

Ama bu beyaz mendil öyle her yenilgide çıkartılan birşey değil onu söyleyeyim. Bu taraftarın ‘artık sabrımız taştı ya kendinize gelin ya biz sizi getiririz’ dedikleri, birilerinin ipinin çekilmesi gerektiği anlamına geliyor. Bernabeu beyaz mendili, süper kupa finali hezimetinde değil, hocayı gönderdikten sonra takıma çıkarttı. Bu detay önemli. Çarşambanın gelişiydi Florentino Pérez için Süper kupa yenilgisi




Galatasaray keşke bu anı görmüş olsaydı belki bir durup düşünürdü. 

Yani dediler ki, ‘hocayı gönderdik milletin gazını aldık sanmayın, bu taraftar herşeyin farkında, bu gidişhat bir kaç kelle daha götürür”


Bizim çocuk ilk 11 başlamayınca bi korkmadım değil aslında. Epey de dua ettim, ikinci yarı bi şans verse bir aist bi korner, hocaya bi can suyu olsa. Vallahi de öyle oldu. Hemen bayram tabi. 





Ama bi derdim var. Bu çocuğun mevkisi hala belli değil. Bu çocuk ne oynuyor? 

Alonso distribütor dedi aylarca ortada sıçan yaptı, sahada gezdirdi durdu. son maçlarda artık neredeyse defanstan öne çıkamaz olmuştu. Ama nereye koysun? Son vuruşu etkili değil, mücadelesi az, defansı zayıf. 

Şimdi Arbeloa nerede oynatacak onunda tam anlamadım, serbest vuruşçu ve kornercisi mi bu takımın? Kimin ası kimin yedeği? Bu maçta Rodrigo tribündeydi dönünce Arda 11’de olacak mı? Fiziği geldiğinden beri çok gelişti ama hala mücadelede zayıf yeterince insiyatif almıyor. Aklı ön tarafta topu Mbappe ve Vini’yle buluşturmakta olsa da ben onun ön tarafta forma şansını zayıf görüyorum ileri vadede. Keşke kendini iyi bir 6 numara olarak yetiştirse. Torrera’nın daha mahiri olmayı hedeflese. Tamam onun gibi tık tık tık , bitirici tırtıl özellikleri yok ama ayağı çok çok daha düzgün, topla extra mahir biri. Keşke diyorum. Çünkü görüyor ve hissediyorum o oynamak istediği yer için nerdeyse hiç şansı yok. Yani bu takım Real Madrid. Vini’nin Rodrigo’nun bile yerinin sağlam kalıcı olmadığı bir süper klüpten bahsediyoruz. 

Ve bununla beraber ve tüm kaygılarıma rağmen her maça çıktığında gururdan ölüyorum onu da söyleyeyim. 


Galatasaray’a gelsem mi bilemedim. 

Bir değil iki penaltı kaçıran Loveboy İcardi, her geçen gün biraz daha semirdiği serpildiği gözlenen ağar abi Kaan Ayhan, gelirken gözlerimizi yaşartıp tüm vaadettiklerinin altında kalan hakiki ağır abi İlkay Gündoğan, sakatlığı bitmek bilmeyan Singo, sahada kayıp Lemina, performansı yerlerde İsmail… daha sayayım mı? 

Peki soruyorum ben icardi aşkına? Bizim Oshimen’in yedeği kim? 

Bi tasarrufu var mı Galatasarayın? 

Peki tüm bu yukarıda saydığım takımımızın göz bebeklerine kontratlar altın tepsilerle uzatılırken dört 21 yaş altı kontenjanına hiç bir transfer yapmak istemeyen güzide hocamıza bu taraftar ne zaman beyaz mendil gösterecek? 

Bi çarşamba ama;  bu çarşamba mı, perşembenin gelişini söyleyen çarşamba mı? çıkmaz ayın çarşambası mı???

14 Ocak 2026 Çarşamba

The Stadium!


The Stadium

Have you ever entered an empty stadium? Try it. Stand in the middle of the field and listen. There is nothing less empty than an empty stadium. There is nothing less mute than stands bereft of spectators.

At Wembley, shouts from the 1966 World Cup, which England won, still resound, and if you listen very closely you can hear groans from 1953 when England fell to the Hungarians. Montevideo’s Centenario Stadium sighs with nostalgia for the glory days of Uruguayan soccer. Maracanã is still crying over Brazil’s 1950 World Cup defeat. At Bombonera in Buenos Aires, drums boom from half a century ago. From the depths of Azteca Stadium, you can hear the ceremonial chants of the ancient Mexican ball game. The concrete terraces of Camp Nou in Barcelona speak Catalan, and the stands of San Mamés in Bilbao talk in Basque. In Milan, the ghosts of Giuseppe Meazza scores goals that shake the stadium bearing his name. The final match of the 1974 World Cup, won by Germany, is played day after day and night after night at Munich’s Olympic Stadium.


King Fahd Stadium in Saudi Arabia has marble and gold boxes and carpeted stands, but it has no memory or much of anything to say.”

― Eduardo Galeano, Soccer in Sun and Shadow


Ben de şunu sorardım bunun üstüne Eduardo’cuğım hayatta olsaydı. “Sen hiç saygı duruşunda bütün tribünün ana avrat ölüye küfrettiği bir stadyuma gittin mi? “

Bak şimdi geliyor klişe: “hayır seversin sevmezsin….


Sevmem, ben de Volkan Demirel’i sevmem. Hiç sevmem. Bak o Hatay depreminde bir an var; telefonundan vidyo attığı,  göz yaşları içinde dehşeti yaşarken gördüğümde yanımda bir insan evladı ağzını açıp küfürü geç, en ufak bişey diyecek olsa ağzının ortasına çarpardım yani. 


Küfür ne abi? Siz kafayı mı yediniz? Kendinizi mi

kaybettiniz? Hayır toplum olarak çok etik düşkünü olduğumuz söylenemez de bi ölümüze saygımız vardır inanışımızda, onu da mı yalan ettiniz şuursuzlar. Ahlak yoksunları…çüş yani.

Hayır 10 yıldır şampiyon olamıyosunuz,  bari süper kupayı alın diye turnuva icad ediliyor, elimizden geleni yapıyoruz boynunuz bükülmesin diye. efendi gibi alıp gitseniz olmaz çünkü. Şu anlamsız baskıdan bi kurtulsanız, sizden başka herkes kazanıyor siz insanlığınızı kaybediyorsunuz göremiyor musunuz kuş beyinliler? 


Tribünler duyguyu çoğaltırdı, coşardı, öfkelenirdi ama insandı özü; tribünler artık duyguyu çoğaltmıyor, yönlendirilen bir gösteriyi çoğaltıyor. Stadyumlar, hafızayı taşıyan mekânlar olmaktan çıkıp, değerleri ve ritüelleri sınayan alanlara dönüşüyor. Sen. sen,  sana diyorum. yanındakinin küfür etiğini duyduğunda çarpamadın mı ağzına iki tane? 


İsminden gayrı hiç bir olumlu özelliği olmayan hafızasız bu stada bravo pek anlamlı bir hafıza yüklediniz gelecek nesiller için. böyle devam 👏

Not: 2-0 yenildiniz diye ağzına geleni söylüyorsun diyenlere:

O kupadan bizde 17 tane mi ne var. Deli etmeyin insanı.


13 Ocak 2026 Salı

Günün tablosu : Los Suicidas del Sisga

 



Kolombiyalı ressam Beatriz Gonzalez bir kaç gün önce 93 yaşında gözlerini kaptmış ebedi uykuya dalmış. Haberi Hollanda kaynaklı bir web sitesinden aldım. Bizim medyada haber olması mümkün değil gündemimiz o bu şu ile fena halde meşgul zira. Bu ressamın adını, öldükten sonra da olsa zikreden Türkçe bir kaynak olsun istedim. 


Birşeyleri ters yüz eden insanlara hep saygı duymuşumdur. 

Beatriz Gonzalez’in resimlerine bakarken işte bir başka pop-art zırvalığı diyenleriniz olabilir. “Warhol bitirmiş siz artık dağılın” diyenler vs. 

Ama öyle değil. 

Bazen de tam da o surette görünür ama başka birşey söylersiniz, işte o acıtır. İşte o sarsar. İşte odur bilineni tersyüz eden. 


Pop-art tüketimdir, ambalajdır, parlaklıktır, ironidir, reklamdır. Bayılırız.


Gonzalez, üçüncü sayfayı resmeder.

Bakın bu üç tablo birbirinin üç farklı renk tonundaki versiyonu Los Suicidas del Sisga 1965’de bu kadının sesini duyuran en hit çalışması.  


Kim bu çift biliyor musunuz?

Antonio María Martínez Bonza (25) ve Tulia Vargas (20)

Bogota’da öylesine aşık bir çift. 

Ama aşırı hisli aşık bi çift. Bu aşk nasıl saf kalır diye sorup duran, delirmeli aşık bir çift. 

Bir sabah uyanıp yapabilecekleri tek şeyin ölmek olduğuna ayılıyorlar. Ve Bogota yakınlarındaki Sisga barajına atlamadan önce fotoğrafçıya uğruyorlar. İntihar etmeden önce bıraktıkları bu fotoğraf onların cansız bedenleri bulunduktan sonra yerel gazetelerde “Los enamorados suicidas dejaron su última foto” başlığıyla yayımlanmış. 





Arşive gömülmüş bu fotoğrafı gün yüzüne çıkartmak istemesini anlıyorum. Şu fotografın  güzelligine bakar mısınız? o eller, o çiçeğe sıkı sıkıya tutunuş. fotografçının hiç birşeyden habersizliği....bu fotografın yok olup gitmesine nasıl gönlü razı olur insanın?




Ama ne yapıyor? 

Perspektifi , gölgeyi, hacmi yok ederken imajı duvar kağıdı gibi düzleştirme; bilinçli bir anti-virtuozite???

Figürleri kahramanlaştırmak değil, olayı yüceltmek değil, toplumsal hafızanın sıradanlaşıyor olduğuna dikkat çekmek. 

Bu iki insanı nasıl da unuttuk? 


Bu ilginç diye ve biraz nasıl bir ressam olduğunu resim sanatında nerede durduğunu vurgulamak için bu tabloyu seçtim. 

1980’den sonraki işlerine bakarsanız nasıl hardcore girdiğini görebilirsiniz. 


Yani demem o ki gazetenin üçüncü sayfa haberlerinde gördüğümüz halktan insanın trajedisini gazetecilik dilinden kurtarıp estetize ediyor olması dışında politik bir bellek sorunsalını tartışıyor olması onu pop-art’tan biraz farklı bir yere konumluyor bence.