30 Kasım 2012 Cuma

happening!



millet ne ortamlarda nelere şahit oluyor..
vay bee!
atkımı takayım da boynuma, Antep Maçına gideyim bari!

gaste maste okumuyorum da; başlıklarda gözüme çarptı Fatih Altaylı Ali Nesin'e neden "bence siz patatessiniz en değerli kısmınızda toprak altında"  demiş olabilir diye şöyle bir baktım...yuhh dedim sonra biri Fatih Altaylı, biri Ali Nesin yani... ama şu atışmanın, iki gerzek lise talebesi arasında yapılmış olsaydı da gideri yoktu hani...

yazayım dedim ama şimdi de vazgeçtim gibi üff çok sıkıcı geldi yani;
Ali Nesin Fatih'e "demokratlık döt ister" demiş, "Fatih sizde ne kadar döt varsa bende de o kadar döt var" demiş. Ha bi de, işte  patatesten yola çıkarak, hem ali nesinin ablak suratına hem de Aziz Nesin tarafına dokundurmaya çalışırken falan filan...

seviye bitik yani...

çok merak eden aşağıdaki linkten okusun.

http://haber.sol.org.tr/medya/fatih-altaylidan-ahmet-nesine-cirkin-mail-bence-siz-patatessiniz-en-degerli-tarafiniz-toprak

yok ya gaste maste okunmaz bu memlekette, biz ciddi gaste çıkarıyoruz diyip  şunu da haber diye koca bir sayfa koyan SOL'a da teessüflerimi bildiriyorum.  Yok tgrt haberdeki sunucuya sansür gelmiş de, yok konyada adamın biri muhteşem hürrem dizisine dava açmış, bismillah diyen bardak dini duyguları sömürüyormuş... bu mu yani, bırak ya!boyalı basından ne farkınız var ki sizin?  kızdım şimdi.

29 Kasım 2012 Perşembe

MARLEY; WHAT IS TO BE MUST BE





2012 yapımı MARLEY filmi, yani Bob Marley belgeseli...
nefis görüntüler var.
Marley'in ilk fotoğrafı, rastasız saçları, kendisini kabul etmeyen beyaz babasının fotoğrafı, futbol oynarken ki görüntüleri (her ne kadar gencecik ölümüne sebep olsa da ölene kadar futbol oynamış Bob Marley) vuruluşunun arkasındaki sebepler, kadınlar, çocuklar, Kingston, No Woman No Cry'da geçen  Trench Town'ın o yıllara ait siyah beyaz görüntüleri...turne görüntüleri, şarkı hikayeleri, politik durumlar, Rasta Fari durumları vs. vs....
çok izlenesi bir belgesel olmuş;

full movie linki
http://www.solarmovie.eu/watch-marley-2012.html


bu da trailer:

27 Kasım 2012 Salı

"Atlas'ın özgür olduğunu düşünmesine izin verildi. Dilediği an Dünyayı omuzlarından atabilir ve çekip gidebilirdi; ama ona verilen tek izin bunu düşünmesiydi."  (F. Kafka)

tete a tete sombre et limpide
Qu'un coeur devenu son miroir!

karanlık ve berrak söyleşi
kendine ayna olmuş yürekte!






Je suis la plaie et le couteau
Et la victime et le bourreau.

(yara bende, bıçak bendedir,
Kurban da ben, cellat da benim)

24 Kasım 2012 Cumartesi

Neden mi Melo?

Kaleci Melo'nun penaltıyı kurtarış anı.

bu da videosu


cumartesi parçası

And the Drifter proudly presents ; amphibius camping trailer!

aylaklığı bırakıyorum! gözümü para bürüdü!
bundan sonra sadece bu araçtan kendime bir tane edinmek için çalışacağım. Para kazanmanın anlamını buldum evreka!


Dahiyane dizayn diye buna derim ben.

alıntı;

"şimdi acele etmeden düşünmek istiyorum.
İnsanlığın kendinden duyduğu korkuyu seviyorum! Sadece iki yol varmış gibi geliyor ona: Suç ya da kölelik. Aslında insanlık yanılıyor sayılmaz; ama suçluda sadece suçun köleliğini görmekte üstüne yoktur.Genel olarak suç, kader, kaçınılmaz alın yazısı biçiminde ortaya çıkar. Ya kurban? Kuşkusuz; ama kurban lanetli değildir, çünkü o rastlantı sonucu yenik düşer. Alın yazısı sadece suçlu'ya isabet eder. Bu nedenle, hükümran varlık kendini bunaltan bir tutsaklıkla yükümlüdür. özgür insanların durumu gönüllü uşaklıktır.
Gülüyorum. Doğal olarak! Yüce insanlık alçak görünmekten vazgeçemeyen suçlunun istemine cevap veriyor!
...
ama lanet göründüğü gibi değildir. ve lanetlilerin inlemelerine ya da gözyaşlarına mutlulukta ayrılan yer, bir kum tanesinin gökyüzünde kapladığından fazla değil!
...
mutluluğum yatağı olmayan bir nehir gibi sonsuzca akıyor.
...
ölü gelecek, bir bıçak kadar mutlu. Ateş hoşuma gidiyor.
...
acısını duyduğum rahatsızlığın, yazının, edebiyatın üstesinden yalan söylemeden gelinemez.
Kelimelerin düzenini yöneten yasalarla Rahatsız Edici'nin anlaşılması kaleme çığlık attırır. Rahatsız Edici'nin karanlığı sayesinde yaşanan sonsuz heyecan ve mutluluktan söz ediyorum sadece...

Georges Bataille - Rahip C.


19 Kasım 2012 Pazartesi

çok güzel pazartesi parçası ve aylaklık konusunda Kafka'yla uyuşan fikriyatımı seveyim...

önce çok güzel parça



sabah 8:49'da çekiç sesleri...
üç numara evini yaptırıyor...bana ne yaptırsın allah daha çok versin de geç yatıyorum ben onu napcaz dedim ustaya. usta yazık çok babacan  adam, bir orkestra şefi maharetiyle matkapla tek vücut olmuş halde duvarı delerken orgazm yaşayan arkadaşı durdurdu. konuştuk anlaştık yarın 11de başlayacaklar çekiçli matkaplı işlere.

aylak bir insanım sonuçta hiç sinir yapmadım, hatta lafın bi yerinde ustaya "bakma iyi oldu uyandığım bi iki işimi hallederim vakitlice" dedim sanırım. 
hiç de bi işim yok, bayaa bayaa yaymaca...

Kafka da şey demiş: "aylaklık bütün kötülüklerin kaynağı bütün erdemlerin tacıdır."

zlatan'ın golünü seyretti mi herkes?
seyretsin bi zahmet



işte zlatan da böyle bir insan yani. barcelona'da oynayamamış mış da falanmış da filanmış.
geçicen bunları...



manchester maçını da statta seyredicem, neyse fenerli basın bizi unuttu fırat aydınusla ufuk özerten'e sardı. dün gece bi saat lan geyiği döndü. yahu ne biçim bir taraftar kütlesidir bunlar, nasıl bir belaltı çalışmaktır, hayretle izledim...

kafka da ayrı alem, lafa bak:

"don kişot'un şanssızlığı hayal gücü değil sanço panza'dır." 


18 Kasım 2012 Pazar

pazar modu; Holly kafası ve Langston Hughes



KAHKAHACILAR

Düş şarkıcıları,
öykü anlatıcılar,
Dansçılar,
gürültülü kahkahacılar
kıskıvrak ellerinde kederin
insanlarım benim
bulaşıkçılar,
asansörcüler,
barbutçular,
aşçılar,
garsonlar,
cazcılar,
dadılar,
liman hamalları,
gösteri sporcuları,
tabelacılar,
vodvil komedyenleri,
ve sirk müzisyenleri
hepsi düş şarkıcıları,
öykü anlatıcılar
insanlarım benim.
dansçılar
Hey tanrım! Ama ne dansçılar!
Şarkıcılar
Hey Tanrım! Ama neşarkıcılar!
şarkıcılar ve dansçılar,
ve kahkahacılar,
Kahkahacılar?
Evet kahkahacılar...kahkahacılar...kahkahacılar
gürültülü ağızlarıyla kahkahacılar, kıskıvrak
ellerinde kederin.



ATLIKARINCA
Bu atlıkarıncanın, bayım,
Jim Crow kısmı nerede?
Ben bilmek istiyorum da.
Aşağıda güneyde, benim geldiğim yerde
Beyazlar ve renkliler
Oturamazlar yanyana
Aşağıda güneyde, trenlerde
Hep bir Jim Crow vagonu vardır
Otobüslerde de
Arkaya oturturlar bizi
Fakat bir atlıkarıncanın 
arkası olmaz;
peki siyah bir çocuğun
binebileceği at hangisi?

...

beyaz değilsin sen
geldiğin geceye geri dön!...




adam ölüm döşeğindeydi, doğruldu
ve canım balık istiyor dedi.
kadın düş kitabını açtı , buldu
ve çalmaya başladı.





düş bir kokteyldir Sloppy Joe'nun yerinde
(kimse bilmiyordur belki de.)
Düş Batabano'ya uzanan yoldur
(Fakat kimseler bilmez bunu)
Belki de düşyalnızca onun yüzü
Belki gümüş dantelden bir yelpaze
Belki de bir Vedado gülü
(Quien sabe? Kim bilebilir ki?)

Langston Hughes- Özgürlük Gibi Sözcükler  
Çev: Özcan Özbilge.

15 Kasım 2012 Perşembe

bu gecenin parçası;


Depero'nun ta kendisi!






                                                 kim bu manyak sorusunun cevabı.
                                                             başlık yani.


Fortunato Depero, şu meşhur Futurist Reconstruction of the Universe (yani, Evrenin futurist yeniden inşası) Manifestosunu kaleme alan iki babadan biri. Diğeri de Ciacomo Balla.

Manifestonun başlığı okkalı da; fotolara bakınca bu deli ne manifestosu yazmış derseniz; şöyle başlıyor:

The lyrical appreciation of the universe, by means of Marinetti’s Words-in-Freedom, and Russolo’s Art of Noises, relies on plastic dynamism to provide a dynamic, simultaneous, plastic and noisy expression of universal vibration.

We Futurists, Balla and Depero, seek to realize this total fusion in order to reconstruct the universe by making it more joyful, in other words by an integral re-creation. We will give skeleton and flesh to the invisible, the impalpable, the imponderable and the imperceptible. We will find abstract equivalents for all the forms and elements of the universe, and then well will combine them according to the caprice of our inspiration, to shape plastic complexes which we will set in motion.

kabaca çevirmek gerekirse;  

Futurizm hareketinin sanat ve edebiyatta tanımladığı evreni,  biz futuristler Balla ve Depero, plastik sanatla somutlaştırıp;  onu yani evreni daha neşeli bir yer haline getiriciiz, görünmez, elle tutulamaz, ölçülemez ve algılanamaz olana iskelet ve can vericiiz. evrendeki her tür form ve elemente abstrakt denkler bulucaaz ve plastik bileşimlere şekil verirken onları ilhamımızla harmanlayıp ... falan filan.

kabaca çeviri bu kadar olur zaten...

bu arada yıl 1915 ve bunlar sahne dekorları ve balet kostümleri üzerine çalışıyorlar.

manifestonun maddelerine geçelim:

yukarıda sözü geçen plastik komplexler şöyle olacak:
1. abstrakt
2. dinamik (sinematografik hareket+ absolut hareket)
3  aşırı transparan
4. çok renkli ve çok parlak (içine yerleştirilecek ışıkların yardımıyla)
5.otonom (yani sadece kendine benzeyen)
6. dönüştürülebilen
7.dramatik
8. uçucu
9. kokulu
10. gürültülü
11.patlayıcı
  
çılgın bişi yani.

sonra düşünüyolar taşınıyorlar, bi de yazdıkları manifestoyu bi baştan sona okuyolar; en sonunda oyuncak işine girmeye karar veriyorlar.

valla yalan söylemiyorum , işte aşağıda anlatıyor, yine kabaca çeviriyorum;

ne o öyle küçük trenler,arabalar, kuklalar aptal aptal, antijimnastik, tekdüze,  oyuncaklar (antijimnastik ne demekse artık ama ne güzel kelime)  bunlar bi çocuğu gerizekalı yerine koyuyor kardeşiiim.
oysa bizim oyuncaklarla oynayan çocuk kahkahalar atarken altına edicek, sonra oyncaa istediği gibi çekiştirip oaraya buraya fırlatabilecek, böyle hayal gücü o biçim çalışıcak, bi de bizim oyuncakla oynamış çocuğu sesi kalınlaştı mı al askere ver eline tüfee, hiç korkma rahat ol.

valla böyle diyo yani.

sonra da bu futuristler vay bize faşist damgası yapıştırdılar diye bozuluyorlar.

işte aşağıda yazıyor aynen.


THE FUTURIST TOY
In games and toys, as in all traditional manifestations, there is nothing but grotesque imitation, timidity (little trains, little carriages, puppets), immobile objects, stupid caricatures of domestic objects, antigymnastic and monotonous, fit only to cretinize and degrade a child.
With plastic complexes we will construct toys which will accustom the child:
1. TO COMPLETELY SPONTANEOUS LAUGHTER (with exaggerated and comical tricks);
2. TO MAXIMUM ELASTICITY (without resorting to the throwing of projectiles, whip cracking, pin pricks, etc.);
3. TO IMAGINATIVE IMPULSES (by using fantastic toys to be looked at through magnifying glasses, small boxes to be opened up at night to reveal pyrotechnic marvels, transforming devices, etc.);
4. TO THE INFINITE STRETCHING AND ANIMATION OF THE SENSIBILITY (in the unbounded realms of the most acute and exciting noises, smells and colours);
5. TO PHYSICAL COURAGE, TO FIGHTING AND TO WAR (with enormous dangerous and aggressive toy that will work outdoors).

10 Kasım 2012 Cumartesi

Ruhu şad olsun!


driva man


gizli şeyler, 1908

yaptıklarımdan ve söylediklerimden 
kimse tanımaya çalışmasın beni.
Bir engel vardı eylemlerimi ve yaşayışımı bozup değiştiren.
Bir engel,
ben konuşmaya başlayınca
beni susturuveren.
En belirsiz davranışlarımla
En üstü kapalı yazılarımdan-
ancak bunlardan anlayabilirler beni.
Ama belki de değmez bunca sıkıntıya,
bunca çabaya benim olduğumu anlamaya.
Gelecekte , daha kusursuz bir toplumda,
tıpkı bana benzer bir başkası
elbette çıkar ve yaşar özgürce istediği gibi.

kavafis- Cevat Çapan çevirisiyle.

ithaka

ithaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne Lestrigonlardan kork,
ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon'dan.
Bunlardan hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,ne Kikoloplara, 
ne azgın Poseidon'a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.

Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike'nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al.
sedefle mercan,abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.

hiç aklından çıkarma İthaka'yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeyle zengin,
İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi ithaka.
O olmasaydı, yola hiç çıkmayacaktın.

ama sana verecek birşey yok bundan başka.
Onu yoksul buluyorsan, aklanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra 
öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini İthakaların.

(Kavafis- Cevat Çapan çevirisiyle)

Kavafis de tokat gibi çarpıyor yüzümüze bu gece Leyla Erbil gibi, ve yüzümüz adam oluyor...


korku kuşku içinde ,
aklımız karışık,
bakışlarımız şaşkın,
bir çıkış yolu bulmaya çabalıyoruz
kendimizi korumak için bizi tehdit eden 
o korkunç tehlikeden. 
ama yanılıyormuşuz,
böyle bir tehlike yokmuş bizi bekleyen;
doğru değilmiş bize gelen haberler
(ya iyi duymamışız, ya da yanlış anlamışız).
Birden, hiç beklemediğimiz bir başka felaket
hiç acımasızca çullandı üstümüze
ve hazırlıksız yakaladığı için de 
sürükleyip götürüyor bizi katıp önüne.

(Kavafis - Cevat Çapan çevirisiyle)

intense photography diye bişey var ve bu kadın...








    diana kunst bunun en iyi örneklerini veriyor...
anlatıp duruyorsun önemsiz küçük hayatını, asıl anlatmak istediğin bunlar mı,,,çocukluğundan bu yana ucu bucağı bilinmeyen bir sökük,,, her vakit geliyor sana bu zorba bilinç,,, duvar figürlerinin ilkel gölgeleri,,, o saklı şeyi o güne değinbilincin sakladığı fora edebilecek misin,,,dayanamadığın şeyi,,, nedir o şey,,, bilemediğin,,, aradığın hep,,,bir gemide olsaydın şu an,,, güvertede rüzgara karşı giden bir geminin güvertesinde denizcilerin tutkulu kaba şarkısı rüzgara karışsaydı,,, ahh açık denizler sonsuzca,,,"gözyaşlarımla kabarıyor okyanus" tuzlu su sağanağıyla yıkanan yüzün gökyüzüne dönük yıldızlarla konuşarak birden at-saydın fışırdayan sulara kendini pervanenin çevresinde köpüren beyaz maviliğe,,, yapamazsın. (Leyla Erbil- Kalan) 

8 Kasım 2012 Perşembe

bu kafalardayım

çok güzel cover

Katy perry'den, kendisini hiç tanımadığım halde hiç hoşlanmıyorum. O Zoey Deschanel denen kadını da , aslında pek çok konuda fevkalade yetenekli olmasına rağmen sırf katy perry'e benzediği için hiç sevmiyorum. Angus'un ablası -(ya da kardeşi ama bence ablası gibi duruyo - çünkü kalbimde angus, tüm o saçına sakalına rağmen hep küçük bi kardeş olarak kalacak-) olan bu kadını, yani Julia Stone'u sırf bu şarkıyı söylerken (ki sırf bu şarkıyı böyle söylüyor olması da yeterliydi aslında.) tam o "you'd better shape up dediği andaki yanağını şişirip suratına o süper sevimli ifadeyi -işte seyrederseniz göreceksiniz- yerleştirdiği için hayatım boyunca seveceğim.




haa bi de bu inforraphic'i buldum çok güldüm.





faking jazz together

ufff!!!


Nike Savvas'ın "atomic: full of love , full of wonder" adını verdiği bu  (şey diyeceğim artık bu neyse muazzam bişey çünkü) şeyi çook görmek istiyorum yakından hatta tam da resimdeki kızın durduğu yerde durmak istiyorum. ve bunu yapamayacağım için de bütün gün mızmızlık yapıp somurtucam ve etrafımdakileri mutsuz edicem. öyle yani. 




1 Kasım 2012 Perşembe

şahane graffiti yapmışlar şişhane'de...















Şişhane'deki otoparkın girişindeki binanın duvarının tamamını kaplayan bu şahane graffitiyi ben bugün fotoğrafladım, Eylül sonu yapmışlar,  ama çok güzel olmuş. Üstelik big chefs'in karşısındaki ara sokaktaki muhteşem graffitinin akıbetine uğramayacak çünkü belediye tabelayı çakmış duvara... Amerikan Konsolosluğu ve Beyoğlu belediyesi işbirliğiyle diye yazıyor son fotoğrafın sağ alt köşesinde göreceksiniz. Keşke şehrin diğer yerlerindeki sokak resimlerine de aynı duyarlılığı gösterse belediyeler; ben biliyorum pek çoğunu duvarı kirletiyor diye boyuyorlar üzerine olur olmaz afişler yapıştırıyorlar, canım acıyor. Mesela Brezilya'lı (artık ünlü diyeceğm, konuyla ilgili olanlar adını biliyorlardır zira) ETHOS'un İstanbul'da bu duvarı boyadığıyla ilgili bir post'a denk geldim yabancı bir kültür portalında...Bu sokağın nerde olduğunu bilmiyorum, silinmeden gidip görsem diyorum ama haberde adres vermemişler tabi...allahtan resimde, yan binada satılık ilanı gözüme çarptı.  Orada bir telefon numarası var, arayıp soruciim adresi...



çok güzel şiir kitabı, 'sincabın sakladığı sözcükler'

doğumda ilk viyaklama
tindeki ışığı yakar
ölümde son iç çekiş
gerçekliği anlatır.
Fakirlik hiç güzel değil,
zenginlik de öyle!


CREDO
Kabul ediyorum
daha yaşlı olduğumu
daha genç olanlardan
sanırım buna
boyun eğmek gerekiyor zamanla-
daha genç olduğumu da
kabul ediyorum
daha yaşlı olanlardan
ama sanki hep öyleydim ben
bildim bileli



bırak otursun masada o tahtakurusu
görmemiş gibi davran.


(bu da kendine yazığı şiir, bayıldım tabi ben, ayrıca kendine şiir yazan insanlara hep bayılmışımdır.)

LAUGESEN şair değildir
diye yazdılar otuz yıl önce
şimdi de
LAUGESEN oyun yazarı değildir
diye yazıyorlar
elbette hakları var
LAUGESEN hiç birşey değildir.
şair ya da oyun yazarı olmadan
Danimarka Akademisi'nin
üyesi olabildiğine göre
niçin başka bir şey olsun ki
turnayı gözünden vurmuştur LAUGESEN
işte o kadar
(hem de saçmasız fişekle
ondan başka türlüsü yok çünkü)
uslu bir delikanlı olduğu için
ancak gerekeni yapar LAUGESEN
ve dünyanın hiçbirzaman
istediği gibiolmayacağını
iyi bildiğinden
hiçbirşeyi de iplemez
görebildiğini görmüş
yapabildiğini yapmıştır çünkü
ve onun yaşındakilerin bildiği gibi
LAUGESEN de bilir ki
işemek zordur aşağıdan
kendi gömüt taşına
hele bir de LAUGESEN yazılıysa
o taşın üstünde
so what.

Mouse on Mars @ Babylon


Mouse on Mars,
babylon'da. cmts.
uuu baby!