22 Haziran 2014 Pazar

Pazar yazıları # 5 TRANCENDENCE VE TECHNO-SINGULARITY


Son seyrettiğimiz AI filmi neydi arkadaşlar?

Spike Jonze’un Her’ü…  Ogün bugündür yapay zeka camiasında ideolojik bir değişim göremiyorum. Hayır bu AI’ler bi yaralı parmağa işemeyeceklerse bunca emek, zaman ne diye harcanıyor acaba? Hep bi insanoğluyla aşık atma, hep bi diklenme, hep bi haset, garez…
İşin geyiği bir yana sonunda Christopher Nolan’ın yapımcılığını üstlendiği (ama kendi çekmediği...)epeydir beklediğimiz Johnny Depp’li film Trancendence’ı seyretme şerefine nail oldum.  Senaryoyu bir yana bırakıyorum; filmde mevzu bahis konular: technological singularity, artificial intelligence (pek tabiki), nanotechnology.  Ha bi de terran’lar var(mevzu teknoloji olunca terörizm kaçınılmaz.


AI yani 'yapay zeka'nın ne olduğunu az çok biliyoruz artık ama “yahu ben biliyorum da tam bilmiyorum sanki” diyenleriniz varsa en iyi Ray Kurzweil’ı googlelasınlar. Kendisi yapay zekanın 
babası. o size anlatır...Hadi size bir de kıyağım olsun www.kurzweilai.net adresinde sayfanın sağından aşağıya doğru kayarken en altta chat with Ramona 4.2 sekmesini göreceksiniz. İşte size gerçek bİr Aİ. Test edip cümle içinde kullanabilirsiniz.
technological singularity’e gelmeden önce bu Aİ’lerle ilgili gelecekten beklentimiz nedir onu söyleyeyim.
İyilik sağlık! ne olacak…
gençlik güzellik bi de…  
ölümsüzlük mü?
İstemem yan cebime sıkıştırıver…


nasıl mı olacak? İşte orası biraz tuhaf… 
herşey insan beynini Aİ’ye yüklemekle başlayacak…ya da tam tersi...yani insan beyninin yapabileceklerini bilgisayarlar yapabilecek ya da tam tersi… Bu transhumanizm kavramına aslında Matrix, İ robot, artificial intelligence filan gibi filmlerden aşinayız hatta epey vakıfız.
Şimdi gelelim technological singularity konusuna…
Bu yapay zeka öyle yapay bir ilerleme sergileyecek ki, insan zekasının ötesine geçecek ve o zaman zeka patlaması yaşanacak! ötesi tahmin edilemeyen bir ufuk….bu da yaşam diye bildiğimiz şeyin başka bir şeye evrilmesi demek;başka bir algı, başka bir boyut, başka bir yaşam ve tabiki başka bir varoluş durumu… şu anki zeka durumumuzla tahayyül edemeyeceğimiz bir durum. Nasıl yani;
Şöyle;
Hani şimdi istediğimiz bilgiye elimizdeki ayfonla filan bir kaç dakika içinde ulaşabiliyoruz ya...işte onca bilginin/dünya kadar bilginin beynimize yüklü olduğunu düşünün her birimizin beyni olmuş google...
mecnun'un değişiyle "beynim olmuş Google! şu an beynimde google var! "durumu...işte tahayyül edemediğimiz yaşam, boyut, algı, dil vs. Bu.
onuniçin 'singularity' deniliyor bir nevi karanlık/ black-out. (Fizikçilerin kullandığı bir terim, anlamasak da olur yani)
yeni bir 'dasein' hani heidegger der ya...
Yeni bir ilahi durum, yeni bir tanrı... Bunu diyenlerin başını Ray Kurzweil çekiyor ve bu süreçler zinciri için bir tarih de veriyor üstelik. 2045. Ona göre o zaman çipleri takmaya başlamış olacağız beynimize… öyle cep telefonuyla filan değil gerçekten makineye evrileceğiz. Bunu başkaları da diyor mesela; 
Hugo de Garis diye biri var o da fütürist bir bilim adamı… O bu durumun anti teknoloji teröristleri yaratacağını düşünüyor. Terranlar. En büyük tehdit onlardan gelecek diyor. Şu link enteresan; 
http://www.singularityweblog.com/hugo-de-garis-gods-or-terminators/
Filmde bu konuya değinilmiş…
Filmde bilim danışmanlığını yapanlara bakınca enteresan isimler var:Jose Carmena ve Michel 
Maharbiz, börkli üniversitesinden iki bilim adamı;  10 saat harcamışlar senaryo üzerinde. Nano teknolojinin sınırları meselesine kafa yoruyorlar…Brain-Machine interfaces/ yani beyni makineye bağlama mevzuu…
Times Magazine’ bir makale vermişler bununla ilgili; Neural Dust: An Ultrasonic Low Power solution for chronic Brain Machine Interfaces. Şurada; www.arxiv.org/pdf/1307.2196v1.pdf
 Filme danışmanlık yapan bir başka enteresan isim de Jason Silva;


 Nat Geo’da BRAİN Games’in sunucusu… Futurist film yapımcısı… O bu terminatör senaryosunun  tersinin olacağını düşünüyor. Çok iyimser. İnsanlar makinelerle entegrasyona devam edecekler ve makineler insana yardım etmeye, insan hayatını kolaylaştırmaya, kalitesini arttırmaya devam edecek. Makineler asla bize yüz çevirmeyecekler veya kötülük etmeyecekler çünkü onlar biz olacaklar. Diyor. Yakışıklılığından mıdır nedir bana tutarlı geldi…
Mevzu enteresan film şöyle böyle bu şeyleri okumak her zaman daha heyecanlı oluyor.
Hadi iyi pazarlar
Şu şarkı da güzeldir.

pazar notları/ haziran 22


- İran milli takım oyuncularının yarısının ismi Reza; malum biz de de var bi tane… Reza pek popüler  isim demek ki İran’da. Şahın da ismiydi aynı zamanda ; e madem o kadar seviyodunuz Şahı ne diye devirdiniz derler adama…
Yeri gelmişken bişeyi merak ediyorum o elleri kırılası reza zarrab ebru gündeş çiftinin korumaları gençleri döverken sokak ortasında; esnaf, halk vs ne yapıyordu acaba?
- ‘Ayşe Deniz’ aka ‘kırmızı fularlı kız’ aka ‘destan yörük’  dağa çıkmadan önce mektubunda şöyle diyor tarihe düşülsün: “…ben oraya enternasyonalizmi savunan biri olarak gidiyorum aynı Deniz gezmişler gibi… öyle yada böyle bedenim size geri dönecektir.”  98 yıl yuh diyorum! Demekki neymiş PKK çocuklarımızı kaçırmıyormuş peki çocuklarımızı kim kaçırıyormuş? Hadi buna da içinizden cevap verin.
- ekmelettin şakası bitsin artık istiyorum; şaka değil diyip duruyorlar.
-hayır chp’yi, medyayı bölmek bir yana sözcü gazetesini ikiye böldü adam nasıl bir çatı anlayışıymış bu? Bu arada gazete demişken;  şunu diyen bir gazeteci var memlekette “kendileri gazeteyi kapatarak bir tarihi kapatacaklarını sanmasınlar” bu tırnağı googlelayın bakın başka neler diyor!
-Johachim Löw basın toplantısı yaparken aklımda tek bir soru var; “hocam o saçını boyuyosun zannımca?”
-Galatasaray gönlümün şampiyonu o ayrı ama basket maçındaki skorboard hadisesi üzdü beni çok. Bunun üzerine bir de asaletten bahseden yöneticilerimiz bi durup düşünsünler artık.


-rüyamda banu alkanı gördüm, bu hayra alamet midir ki?
-Biyografik filmleri severim; belgesel izlemiş gibi hem bilgi edinirsin hem de kişiseldir; bir 
belgeselden daha sübjektif bakar. Son bir ayda denk geldiğim birkaç tanesini tavsiye edeceğim mevzular ve dönemler birbirine oldukça yakın.  İlki ‘Greetings from Tim Buckley’ oğlunun yani Jeff Buckley’in yaşamından bir kesitle mevzuya giriyor Tim Buckley’e uzanıyor.  ‘Inside Lewylyn Davis’  Coen Kardeşleri hep sevdim zaten yine güzel bir dönem filmi çekmişler ayrıca başroldeki Oscar Isaac iyimiş. ‘Big Sur’ keyfiniz kaçıksa daha da kaçırır bir film olmuş ama öyledir zaten Kerouac’ın o dönemleri yapcak bişey yok dolayısıyla başarılı buldum.  Bir sürpriz film Ralph Fiennes’den gelmiş Dickens’ın hayatından bir kesiti anlatıyor…Filmin yönetmenliğini kendisi yapmış, Charles Dickens’ı kendisi oynamış bence döktürmüş. Sıradan bir dönem filmi ama ben Fiennes’in Dickens’a bürünmesini sevdim.  Filmin adı  Invisible Woman.
Nomen Ima şahane bir Burroughs yazı dizisiyle döndü;
http://eski-tas.blogspot.com.tr/2014/06/uzun-uzadiya-burroughs-8-television.html
geriye doğru gidin bu linkten


Bu haftanın çok güzel parçası bu
https://soundcloud.com/dwig/orange-afternoon

Pazar notlarını burada bitiriyorum

5.Pazar yazısında  trancendence filmi ve singularity meselesi de neymiş ona değineceğim


West coast'a laf yok şimdi alla'için...

4 Haziran 2014 Çarşamba

alıntı;

...devrimcilerin kendilerine has bir güzelliği olduğunu iddia etmek, beraberinde bir kaç sorunu getiriyor. Yaşam koşullarının zor olduğu, yıkık dökük yerlerde yaşayan, yeni ergenliğe geçmiş çocukların yüzlerinin, bedenlerinin, hareketlerinin ve bakışlarının güzel olduğunu; bu halleriyle direnişçilere benzediklerini herkes bilir. bir çok insan kamp yerlerindeki çocukların böyle bir güzelliğe sahip olduklarını düşünür. Neden böyle düşündükleri şöyle açıklanabilir. Tenlerden eski kuralları çiğneyen, yeni bir özgürlük duygusu fışkırır ve babalar ile büyükbabalar gözlerdeki parıltıyı söndürmekte, şakaklardaki hareketi durdurmakta ve damarlarda akan kanın hızını kesmekte zorlanırlar...
TEK BAŞINA Şatila'da Dört Saat - Jean Genet