14 Eylül 2016 Çarşamba



Minesotalı Katalan bir müzisyenin teras katında kalıyorum. Barcelona'ya yukarıdan bakıyorum. 9'da aşağı in de bi yemek yiyelim, bir iki kadeh bişey içelim, bi ifadeni alayım diyor Lynn.
"Olur" diyorum ama biz efsunluyuz, ifade almadan ifade vermeyiz önce ben onun ifadesini alıyorum.
30 yıl önce Minesota'da okurken tanıştığı bir adamın peşinden gelmiş Barcelona'ya. Bir daha da dönmeyi düşünmemiş. düşünmez insan çünkü... şehrin üç orkestrasından birinde viyola çalıyor, cumartesi davet etti konsere dinlemeye gideceğim. Sezon açılışı prokofiyev; anlatırım...

"Eee..." diyor "yürüyüşe katıldın mı?"
"Katıldım tabi!" diyorum. "sen de mi ayrılmak istiyorsun ispanya'dan?"

"Ben o kadar katı değilim ama evet özünde anlayabiliyorum ve hak veriyorum" diyor. "Sonuçta ekonomik olarak da kültürel olarak da Katalunya ispanyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyor çook uzun zamandır ve son zamanlarda bu yük güneyin iyice sağcılaşmasıyla çok ağırlaştı. Avrupa, Birliği oluşturan değerlerden sürekli taviz veriyor. Burada insanlar hala özgürce düşünüp konuşabiliyorlar. Kadınlar, erkekler, azınlıklar insanca yaşayabiliyorlar.  Bunun devam etmesi için Avrupa'ya sırtımızı dönmemiz gerekiyorsa dönmeliyiz...Bu kültür kendi yağıyla kavrulur."

sonra 'Demain' den bahsetmeye başlıyoruz.  "sorundan çok çözüme bakmak lazım" diyor. "Avrupa değerlerini yitiriyor ve çoğunluk buna tepki vermiyor diye kendimizi paralayacak değiliz bazen sırtımızı dönmek/ dönebilmek de bir olumlu tepkidir. Sırtını dönenlere destek baabında..."
sonuçta herkes küçük komüniteler halinde kendi ortamında yaşasın gitsin işte ne var bunda???

Bu söylediği çok hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim.

Demain/ Tomorrow 2015 yapımı bir belgesel, tam da bu noktadan bakıyor dünyanın ve insanların gidişatına...
seyretmek isteyenler için linki burada;

Demain (2015) film documentaire de Cyril Dion et Mélanie Laurent 1/2 - Video Dailymotion: 2è partie: http://dai.ly/x4i5cp6   - diffusion à visée éducative uniquement -

Biz bunları konuşurken içerden bir gürültü kopuyor...garsonlar zıplıyor filan...Messi 3. golü atmış. Messi gol attığında hala seviniyor bu insanlar çok tuhaf :))

Yemekler geliyor, Akdenizlilik başka birşey tabi, biz burada ne yenir biliyoruz. Genlerimizde var. Lynn "ben minnesota'da doğdum biz yemek namına bişey bilmeyiz. Et, mısır ve bazan da göl balığı...Buraya gelince yemek yemenin nasıl bişey olduğunu anladım" diyor.

hani bizde bir laf vardır "yediğin içtiğin senin olsun sen gördüklerini anlat" diye. Ama bizim milletçe bunu hiç takmadığımız tripadvisor'ın restoran yorumlarına bakınca anlaşılıyor. Onun için ben de laf arasında iki yer önericem; yolunuz buralara düşer de aç kalırsanız (binlerce tapas restoranının içinde şuna mı gideyim buna mı gideyim derken kararsızlıktan ortada kalırsanız mesela) Elisabeth'e gidin. çok basit... sokağın ismi de Elisabeth, Rambla'ya çıkın, sorun birine 'elisabeth street/ carrer de elisabeth' diye, hemen gösterirler. Lokallerin yediği bir yer; fiyatlar çok makul, 10 numara tapas restoranı. Menü katalanca ama garsonlar yardımcı oluyor.
önereceğim diğer restoran tapastan baygınlık geçirenler için etçi...

Born muhitinde; Citiudella parkına yakın; Passseig del Born 4 numara. küçük bir mekan ama küçüklüğüne bakmayın et konusunda bir numara... Eğer değişik tatlar konusunda cengaverseniz menüdeki ördeği deneyin derim. Restoranın adı Prinev en Boca.

bu blog postu genel olarak Katalan hayat felsefesini yansıtan bir Katalan değişiyle kapatıyorum o zaman:

menjar be i cagar fort, I no tingues por de la mort!
yani
eat well, shit strong and you'll have no fear of death!

iyi yiyip kuvvetli sıçana dünyada ölüm yok gibi de çevrilebilir...



Hiç yorum yok: