22 Haziran 2014 Pazar

pazar notları/ haziran 22


- İran milli takım oyuncularının yarısının ismi Reza; malum biz de de var bi tane… Reza pek popüler  isim demek ki İran’da. Şahın da ismiydi aynı zamanda ; e madem o kadar seviyodunuz Şahı ne diye devirdiniz derler adama…
Yeri gelmişken bişeyi merak ediyorum o elleri kırılası reza zarrab ebru gündeş çiftinin korumaları gençleri döverken sokak ortasında; esnaf, halk vs ne yapıyordu acaba?
- ‘Ayşe Deniz’ aka ‘kırmızı fularlı kız’ aka ‘destan yörük’  dağa çıkmadan önce mektubunda şöyle diyor tarihe düşülsün: “…ben oraya enternasyonalizmi savunan biri olarak gidiyorum aynı Deniz gezmişler gibi… öyle yada böyle bedenim size geri dönecektir.”  98 yıl yuh diyorum! Demekki neymiş PKK çocuklarımızı kaçırmıyormuş peki çocuklarımızı kim kaçırıyormuş? Hadi buna da içinizden cevap verin.
- ekmelettin şakası bitsin artık istiyorum; şaka değil diyip duruyorlar.
-hayır chp’yi, medyayı bölmek bir yana sözcü gazetesini ikiye böldü adam nasıl bir çatı anlayışıymış bu? Bu arada gazete demişken;  şunu diyen bir gazeteci var memlekette “kendileri gazeteyi kapatarak bir tarihi kapatacaklarını sanmasınlar” bu tırnağı googlelayın bakın başka neler diyor!
-Johachim Löw basın toplantısı yaparken aklımda tek bir soru var; “hocam o saçını boyuyosun zannımca?”
-Galatasaray gönlümün şampiyonu o ayrı ama basket maçındaki skorboard hadisesi üzdü beni çok. Bunun üzerine bir de asaletten bahseden yöneticilerimiz bi durup düşünsünler artık.


-rüyamda banu alkanı gördüm, bu hayra alamet midir ki?
-Biyografik filmleri severim; belgesel izlemiş gibi hem bilgi edinirsin hem de kişiseldir; bir 
belgeselden daha sübjektif bakar. Son bir ayda denk geldiğim birkaç tanesini tavsiye edeceğim mevzular ve dönemler birbirine oldukça yakın.  İlki ‘Greetings from Tim Buckley’ oğlunun yani Jeff Buckley’in yaşamından bir kesitle mevzuya giriyor Tim Buckley’e uzanıyor.  ‘Inside Lewylyn Davis’  Coen Kardeşleri hep sevdim zaten yine güzel bir dönem filmi çekmişler ayrıca başroldeki Oscar Isaac iyimiş. ‘Big Sur’ keyfiniz kaçıksa daha da kaçırır bir film olmuş ama öyledir zaten Kerouac’ın o dönemleri yapcak bişey yok dolayısıyla başarılı buldum.  Bir sürpriz film Ralph Fiennes’den gelmiş Dickens’ın hayatından bir kesiti anlatıyor…Filmin yönetmenliğini kendisi yapmış, Charles Dickens’ı kendisi oynamış bence döktürmüş. Sıradan bir dönem filmi ama ben Fiennes’in Dickens’a bürünmesini sevdim.  Filmin adı  Invisible Woman.
Nomen Ima şahane bir Burroughs yazı dizisiyle döndü;
http://eski-tas.blogspot.com.tr/2014/06/uzun-uzadiya-burroughs-8-television.html
geriye doğru gidin bu linkten


Bu haftanın çok güzel parçası bu
https://soundcloud.com/dwig/orange-afternoon

Pazar notlarını burada bitiriyorum

5.Pazar yazısında  trancendence filmi ve singularity meselesi de neymiş ona değineceğim


Hiç yorum yok: