9 Şubat 2014 Pazar

pazar yazıları #1 short term 12 ve bazı hassas mevzular


Pazar günleri uzun yazılar yazmaya karar verdim, aslında Pazar günleri yazmayacağım yazıları haftanın herhangi bir günü yazacağım ama Pazar günleri yayınlayacağım öyleyse düzeltiyoruz; Pazar günleri uzun yazılar yayınlamaya karar verdim.

Öyle yani…

Bu ilki

Short Term 12 ve Bazı Hassas Mevzular...


David Foster Wallace en etkilendiğim yazarlardan biri, bazen tüğlerimi diken diken ediyor, bazen yazdıklarını okurken kendimi güvensiz hissediyorum, gerçekten… okurken telaşlanıyorum, çekiniyorum ondan.  Karşımda duruyor olsa gözlerimi kaçıracağım kimselerden O;  o denli…

Öldü gerçi, di’li geçmiş oldu. Ölünün arkasından konuşulmaz ama tutamayacağım kendimi... iğrenç bi insandı sanırım bazen… hepimiz gibi. Ama bişeyler yazdı, epey bişeyler…yazdıklarının yanında intiharı önemsiz kaldı.

Şimdi biraz alıntı yapıp derin ve ağır bir mevzuya giriyorum Pazar Pazar üzerinize afiyet…  

“Siz hiç Victor Frankl okudunuz mu? Victor Frankl’ın ‘İnsanın Anlam Arayışı’ adlı kitabını? Harika, harika bir kitaptır. Frankl, Soykırım sırasında bir kamptaymış ve kitap orada yaşadıklarından çıkmış, insanın Karanlık yanına dair tecrübesinden doğmuş ve kamptaki aşağılanma, şiddet ve acının kimliğini silip atmasına rağmen insani benliğini koruduğundan bahsediyor. Kesinlikle harika bir kitap bu, bir düşünün şimdi, eğer Yahudi Soykırımı olmasaydı İnsanın Anlam Arayışı olur muydu diye.”

Bu ne biliyor musunuz? Bu David Foster Wallace'ın İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler adlı kitabındaki iğrenç adam diyaloglarından biri. Bu adam bir feministle sohbet halinde… şöyle devam ediyor:

“biz kimiz de kalkmış ensest, taciz ya da şiddet veya o tür şeyler tecrübe etmenin bir insan için uzun vadede olumlu yanları olmayabileceğini söylemeye kalkıyoruz? Herseferinde böyle değil belki , ama biz kimiz de hiç olumlu olmadığını söylüyoruz, böyle hiç düşünmeden? Yani kimsenin tecavüz ya da tacize uğraması gerekmiyor, bunlar elbette çok korkunç ve olumsuz, yanlış. Tartışma götürmez. Kimse tersini söyleyemez. O sırada öyle. Peki ya sonrası? Ya sonrasında olanlar, kadının zihninin yaşadıklarıyla baş etme tarzı, olayla başa çıkmak için kendini ayarlama tarzı, olayın onun kimliğine katkıda bulunması? Benim tek dediğim, bazen durumlar insanı büyütür. Eskisinden daha fazlası haline getirir. Tam bir insan haline getirir. Viktor Frankl gibi…”


Şeyi seyrettiniz mi? Short Term 12 filmini? Seyredilesi bir film, Grace geldi aklıma. Brie Larson oynuyor Grace’i . çok iyi oynuyor. Seyrederseniz neden aklıma onun geldiğini anlarsınız. Hatta linki de burada;

Devam ediyorum muhabbete;

“ öğrendiği şey şudur, başına gelmesini hayal edebileceği en aşağılayıcı şey artık başına gelmiştir. Ve o hayatta kalmıştır. Hala buradadır. Heyecan duyduğunu falan söylemiyorum, zevkten dört köşe olduğunu ya da mutluluktan havalara uçtuğunu falan söylemiyorum, ama hala burada işte ve bunu biliyor, yani artık bir şey biliyor. Gerçekten biliyor. Kendisi ve neyi atlatıp hayatta kalabileceği hakkındaki fikirleri çok daha geniş artık. Genişlemiş, büyümüş, derinleşmiş.    diyelim gece yarısı otoparktaki ya da nereye bıraktıysa oradaki arabasına yürürken birileri üzerine çullanıp ona topluca tecavüz eder diye yine korkuyor, tekrar olmasını, toplu tecavüz istediği falan yok, kesinlikle hayır. Ama artık bunun onu öldürmeyeceğini ya da onu, ne bileyim insanlık dışı falan kılmayacağını biliyor. Artı insanlık durumunu, çileyi, dehşeti ve aşağılanmayı daha iyi tanıyor. Yani hangimiz çile ve korkunun yaşamın , varoluşun bir parçası olduğunu kabul etmeyiz, hangimiz insanlık durumunun farkında olduğumuza dair  boş laflar edip durmayız ki.  Ama artık o bunu gerçekten biliyor.”


Bunları okurken Grace’i aklımdan çıkaramıyorum. O, Grace işte! O biliyor.
Filmden şu diyalog var;

Grace soruyor? “why are you so nice to me?”

Mason cevap veriyor:

“well that’s easy you are the weirdest, most beautiful person  that I’ve ever met.”

Weirdest tabi çünkü;

“Acıyı artık tümüyle farklı bir şekilde algılayabilir. Eskiden olduğundan fazlasıdır artık. Benim dediğim bu. Daha çok insandır artık. Sizin bilmediğiniz bir şeyi biliyordur.”

Okurken neyi tartışıyor bu herif diyor musunuz?  

Peki filmi seyrederken içinizden bir gün gönüllü işler yapmalıyım böyle kimsesiz çocuklara filan yardım etmeliyim diye geçirdiniz mi?

Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ediyorduk; çocuk doğurmaktansa, kimsesiz çocuklar yurdundan bir çocuk alıp bakabileceklerini söyledi.  Milletin bir sürü para döküp tüp bebek merkezlerinde sıraya girmelerine sinir oluyormuş. Bunu öyle rahat söyledi ki… hiç düşünmeden.  Bu filmi seyrederken onun söyledikleri de aklıma geldi. Güldüm. Diyelim ki bir çocuk sinir krizi geçiriyor ve bu esnada sana tekmeler atıp, yüzüne defalarca tükürüyor… Sen mesela bunu nasıl karşılarsın? Mesela daha önce hiçbir bayramda filan kimsesiz çocuklar yurduna gidip, öylesine, ziyarete diyorum… gidip havayı kokladın mı? nasıl söyleyebiliyorsun?  ben bunu yapabilirim, ben onlara faydalı olabilirim… bunu nasıl söyleyebiliyorsun? Bir film seyrettin diye?  Ama işte bu da öyle bir film, sana böyle şeyler düşündürtüyor, hissettiriyor. Yapamazsın kardeşim, ağzından çıktığı kadar kolay değil o işler; yapacak olsan bu kadar kolay telaffuz edemezsin zaten.
Sazan olma, bi düşün! 
Olsun bunu düşünmek bile dünyada birşeyleri değiştirebilir.
Ama düşünmek… ağzına geleni söylememek…

“işte bu düşünmeden verilen, refleks benzeri tepki, bahsettiğim şey bu, benim söylediğim şeyi alıp , onu kendi dar dünya görüşünüzle süzgeçten geçirmek ve sanki ben sadece, ah, o herifler ona topluca tecavüz ederek büyük bir iyilik yaptı demişim gibi davranmak. Benim söylediğim şey kesinlikle bu değil. Ben bunun iyi ya da doğru olduğunu olması gerektiğini  ya da bu olayın onu perişan etmediğini …söylemiyorum. Eğer bir kadının toplu tecavüze uğradığına ya da şiddet gördüğüne şahit olsaydım, orada olsaydım,  devam ya da dur deme gücüm olsaydı, elbette durdururdum. Ama yapamadım. Kimse yapamadı. Acayip korkunç şeyler oluyor. Varoluş ve yaşamın kendisi insanı bir dolu iğrenç, boktan hale sokuyor. “

“sizi bir şey olarak görebildiklerini, sizi bir şey olarak görmelerinin mümkün olduğunu. Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Korkunç bir şey, fikren ne denli  korkunç ve yanlış olduğunu biliyoruz, ve insan hakları , insan saygınlığı gibi şeyleri de bildiğimizi sanıyoruz, birinin insanlığını yani birinin insanlığı dediğimiz şeyi ondan almanın ne denli korkunç olduğunu bildiğimizi sanıyoruz ama bir de sizin başınıza gelsin, işte o zaman gerçekten bilirsiniz ancak.”




not; bold karakterli alıntılar Wallace'ın İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler kitabının 127-131. sayfalarından alınmıştır.

Hiç yorum yok: