31 Aralık 2013 Salı

yıl sonu değerlendirmesi

valla ayıp olacak belki ama bu yıl bitiyor diye zil takıp oynayacağım; (muhtemelen yarın bu saatlerde)

sevdiğim çok insan öldü bu yıl; hayır ölüme karşı olduğumdan değil de hani hepsi üst üste gelince...

ayrıca pek tuhaf olaylar oldu hala da olmaya deva ediyor.
mesela
soru: bir grup insanı bir parka toplar, çıkışları kapatmak suretiyle sıkıştırır; üstüne gaz sıkarsanız ne olur?
zıplamayan Tayyeap olur.
neyse bunları geçtik; Euro'nun 3'ü gördüğü günlere geldik.

kafası bozuk bir yıldı bu 2013 onun için pek sevmedim ama şöyle bir flash back yapacak olursam;

bu yıl okuduğum ve vay be dedirten üç kitap var;

- TOPLU HALÜSİNASYONLAR - Allen Ginsberg. 
- İĞRENÇ ADAMLARLA KISA GÖRÜŞMELER - David Foster Wallace
- LEXİCON CORSI HAZAR SÖZLÜĞÜ - Milorad Paviç

üçünün de çevirmenine gıpta ettim okurken; ellerine sağlık.

Bu arada çok sevdiğim Leyla Erbil ölmeden önce çok mühim bir iş yaptı ve Filinta'yla buluştu.
Ahmed Arif'in oğlu Filinta.
Ahmed Arif'in kendisine yazdığı mektupları basmaya karar verdiler.
çıkar çıkmaz kitabı aldım. okurken sürekli,
Ah Ahmed Arif ah dedim durdum!



filmlere gelince; ne yazık ki filmleri seyretmekte hep geç kalıyorum; bazıları bu yılın filmleri değil ama ben bu yıl seyrettim ve görülesi filmler listeme bu yıl giren;

- THE IMPOSTER
- DİE WAND
- THE HOWL
- L'ECUME DES JOURS

şu bizim Saadet Aksoy'un da rol aldığı Penelope Cruz'un son filmi Twice Born da fena film olmamış onu da söylemiş olayım.


yılın şarkısı tabiki Daft Punk'ın get lucky'sidir. tartışmam, siz de tartışmayın.

ancak bu yılın ilk dinlediğimde içimde tuhaf bir coşkuya sebep olan müzik bir paul simon cover'ı oldu;
işte burada
http://justdriftingaround.blogspot.com/2013/02/drifter-proudly-presents-ve-bu-parcay.html

Devendra Benhart'ın für hildergard fan fin fon'u da şahane bir parça, albüm keza... onu da belirtmiş olayım.

yılın şiiri kendisine de söylemiştim burada da ilan ediyorum;

Le Petit Morte'un bloğunda okuduğum,
İMZALANACAK YERLERİ GÖSTEREN ŞİİR adlı şiiridir.
işte o da burada.
http://nedensizveben.blogspot.com/2013/12/imzalanacak-yerleri-gosteren-siir.html

bu yıl en çok karnımı tuta tuta güldüğüm blog post
http://gasilhane.blogspot.com/2013/11/yuzyln-aday-aday-abdullah-celik.html
bu blog moral bozucu şekilde komik ve muzip yazılarla dolu; sanırım ben söylemek istediğim şeyi bu şekilde ifade ettim de anlatabildim mi bilemem. takip edilesi bir blog bunu da belirtmiş olayım.

bu yıl okuyunca harbiden şaşırdığım haberlere gelelim;

1. Drogba Galatasaray'da! haberi
2. Şu bebeğini bırakıp bayram tatiline giden anne haberi.
3. hastasının karaciğerine lazerle kendi adının baş harflerini yazdığı anlaşılan doktor haberi.

diğer ayakkabı kutusuymuş, euroymuş, falanmış filanmış... bunlara şaşırmadım tabiki.

bu yıl 5 kere belediyeyi, 7 kere zabıtayı en az 10 kere Bedaş'ı aradım, çağrı merkezi çalışanına yüksek desibelde fırça kaydım. sonuç yan apartmandaki inşaat sabah dörde kadar çalışmıyor artık, gece bir dedin mi paydos ediyor.

neyse güzel şeylere gelelim.

bu yıl çok gezdim;

bu yıl yakından görüp fotoğrafını çektiğim en muhteşem graffiti buydu ;
Belgrad'da




İsviçre'de
çok mühim bir müzeyi gezdim
Lozan'daki art-brüt müzesi
işte izlenimlerim burada;

http://justdriftingaround.blogspot.com/search/label/outsider%20art

ama en çok etkilendiğim sanatsal faaliyet şu oldu; yakından görmek içinde olmayı çok isterdim;
ama blogpost olmasa nerden bilicez?
Jee young Lee'nin 'bi dünya enstelasyonu'
şu muhteşem blogda
http://pekguzelseyler.blogspot.com/2013/12/jeeyoung-lee.html

başka bişey kalmadıysa ben yatayım artık;
herkes yarın bi ara bu parçayı dinlesin kendi kendine tuhaf hareketler yaparak dans etsin derim ben!







16 Aralık 2013 Pazartesi

THE RUNNERS

koşar mısınız?
koşarken düşünür müsünüz?
ne düşünürsünüz?
koşarken biri bişey sorsa cevap verir misiniz?
ya sorduğu şey... nasıl desem biraz kişiselse?
 
onun için bu kısa filme bayıldım;
 
 
 
kardiyovasküler sistem filan bir yana koşmak en çok akşamdan kalmaya iyi gelir. çok güzel ayıltır; hiç içmemiş gibi olursun yarım saatte;
bu arada 30 yaşına kadar düzenli koşmamış olanlar koşmasın yürüsün diyorlar ona göre!
 

15 Aralık 2013 Pazar

gecenin parçası; cirrus

 
silver'ını sevdiğim 'bonobo' aka simon green;
-ben de bonobo'yu tercih ederdim-
şahane bir parça daha!
müzisyen adam canım ne diyelim...
 
 
 

Drifter's pick! 'IF I DIE'


Sun Yuan ve Peng Yu
son enstalasyonları bi değişik;
IF I DIE/ ÖLÜRSEM  biraz mumya biraz fiberglass karışımı özel bir malzemeyle hazırlanmış;
epey bi sürreal ifade. etkileyici...



  


2011'de Teenager Teenager sergisi de çok başarılıymış onu da sitelerini gezerken fark ettim.
şöyle ki;


resmi websiteleri burada;

 

13 Aralık 2013 Cuma

13.12.1977

"Ben de hepinizden farklı bir solucandım, kim bilir?
Şimdi yarısı ezilmiş , yerde yattığı için belli olmuyor."

Oğuz Atay- Tutunamayanlar

12 Aralık 2013 Perşembe

The Black Rider'ı izlemek isteyen???

evet o Black Rider!
Tom Waits, Bill Burrougs ve Robert Wilson'ı biraraya getiren Black Rider.
Kar muhalefetinden evde mahsur kafalarına iyi gider diye düşündüm;
rica ederim ne demek...
 



oyun'un ilk gösterimi Hamburg'da Talia sahnesinde yapılıyor; Black Rider Der Freischütz, adlı bir Alman fabl'ından uyarlamadır.




The Drifter proudly presents !!! LA CARAVANE DANS LE CIEL


11 Aralık 2013 Çarşamba

DRIFTER'S PICK; O AN


AN INSTAGRAM MOVIE



merak edersiniz diye söylüyorum toplam 852 instagram fotosu... 

Galatasaray'ın stadı Türk Futboluna 3 Temmuz sürecinden çok daha fazla zarar vermiştir!

Hayır utanmasalar bunu da diyecekler...
Bu nasıl bir çekememezliktir;
kuş kafalı spor yorumcularının hepsi agronom kesildi (bu kelimeyi de Şota'dan öğrendim cümle içinde kullanayım dedim. iyi oldu.)
Neyse şunu diyeceğim;
akıl var mantık var, o alttan ısıtma dedikleri şey karı buzu eritsin diye değil çimin yaşaması için var. zaten karı eritecek bir ısı verecek olsaydı çimi öldürürdü.
sonra kuş diyince kızıyor kuşlar,
haklılar!
ama teşbihte hata olmazmış.

 

9 Aralık 2013 Pazartesi

ilk 'selfie' ; 1839

Oxford Dictionary'e 2013 itibarı ile giriş yapan yılın sözcüğü SELFIE olmuş;  sanal ortamda profil resmi yapmak için akıllı telefonla çektiğin kendi fotoğrafın; bir nevi self portrait. ama telaffuzu cell phone'u da çağrıştırdığı için "selfie" deniyor. İşte Oxford'daki tanımı;

selfie


Pronunciation: /ˈsɛlfi/
(also selfy)

noun (plural selfies)

informal
  • a photograph that one has taken of oneself, typically one taken with a smartphone or webcam and uploaded to a social media website:occasional selfies are acceptable, but posting a new picture of yourself every day isn’t necessary

Origin:

early 21st century: from self + -ie



Origin 21. yüzyıl diyor oysa ilk selfie 1839 yılından çıktı. 


Metalurjist ve kimyager olan Robert Cornelius adındaki bu adam, bu fotoğrafı Philedelphia'daki evinin arka bahçesinde, daguerreotype denilen dönemin fotoğraf makinesiyle çekmiş. Bugünkü kadar kolay olmasa gerek düşününce...  sihirbazlık gibi bişey.
Fotoğrafın arkasına şöyle yazmış; 
'the first light picture ever taken. 1839'
 
 

8 Aralık 2013 Pazar

Drifter's pick! CURFEW; Shawn Christensen'e dikkat!

 
film zaten kısa film;
trailer'ını seyretmeyin tamamını seyredin diye;
online linki burada;

6 Aralık 2013 Cuma

Drifter's Pick; Ingmar Bergman'dan sabun köpüğü serisi!!!


sabun köpüğü dediysek brezilya dizisi çekmemiş tabiki; mecazen değil gerçek sabun reklamı...

sebep?

hayatta hiç bir şeye şaşırma arkadaş;
iki eski karın, bir yeni karın varsa bi de 6. çocuğun yoldaysa Ingmar Bergman olsan çekersin...

sene 1951,
usta 33 yaşında, Svidiş film indastri, hükümetin eğlence sektörü üzerine dayattığı ağır vergileri protesto ettiği için grevde...

sonuç;

jabon bris


bu birincisi;  
burada henüz ürünü tanıyoruz 'bris' şahane köpüren antibakteriyel sabun... ama asıl şenlik ikinci reklamda başlıyor; buyrun...

 

17. yy'da Kral III. Gustav'ın hijen namına bişey bildiği yok;
e bris yok çünkü.
 
çok tuhaf!
 
 



 
 
üç boyutlu filmlere kıl olduğunu okumuştum bir yerde...
bu filmde üç boyutluya gönderme var.
 
 
ve son film,
Bibi Anderson 15 yaşında; bir kalıp sabuna 100 öpücük veriyor.