13 Ağustos 2013 Salı

yoldaki drifter'dan tutarsız zaman notları #4

Amma virajlı yol, en sevmediğim şey; arabayı kullanan ben değilsem virajlı yolda gitmek.
Kalkan nasıl Likya kentlerinden biri değil aklım almıyor. Kaşa kadar gelmişler de, Kalkan’ın neyini beğenmemişler? Heredot'un bile 'yıldızlara en yakın yer' dediği bir liman kasabası en nihayetinde...gerçi yıldızlara daha yakın hissettiğim yerler olmuştu sanki...Heredot pek benim gibi aylak biri değilmişse demekki!  Yine de bu işte başka bi iş olsa gerek.

Kalamaki adıyla bilinen eski bir Rum balıkçı köyü diye geçiyor; 150-200 yıl önce karşıdaki Meis’den gelen  tüccarların kurduğuna inanılıyormuş. Ben inanmıyorum kardeşim.

Patara bu Likyalıların başkenti gibi bişey değil mi?  Patara’da yiyiyp içip, üç oy filan durumları, kalkandaki doğal limanı nasıl kullanmaz bu Likyalılar?

Neyse bu Likyalılar hakkında  ahkam kesecek yeterince bilgiye haiz olmadığımı fark ederek, çok usta ellerce restore edilmiş yüz bilemedim yüzelli yıllık bir orijinal Kalkan Rum evinin bahçesinde lime ağaçlarının altında Likya isimli bir kitabın sayfalarında geziniyorum.

Notlar:
Tarihi tahıl ambarları:  aslında birer kasa, üçgen alınlıklı ahşap , hiç çivi kullanılmadan birbirine geçen ahşaptan yapılıyor. (likya döneminden kalan üçgen form)
Likya Yolu; Kate Clow , Fethiye ölüdenizden başlayıp Faralya Köyü, kelebekler vadisi, kabak koyu, Yedi burunlar, Sidyma, Pınara, Letoon, Xantos ve Patara , 509 km.
Üst üste kırmızı beyaz işaretler doğru rotayı gösterir; 100 m’de bir işaretler var.
Patara: Likya dilinde Pttara, Tanrı Apollon’un kışlık kehanet merkezi, Likya Birliği2nin üç oy hakkına sahip şehirlerinden biri.
Tamarix sp.: Bataklıkta oluşan Ilgınlar
Trimmili: Likyalılar (daha doğrusu pataralılar) kendilerine böyle diyordu. Urartu dilinde şehir demek. (kıs kıs gülmekten kendimi alamıyorum.)
Pataros: Apollo ve Xantos’lu bir denizkızından doğma yarıtanrı cesur bir adam tarafından kurulmuş.


Kalkan’a dair bi hikaye bulamadım derken Şeref Amca merdivenlerde beliriyor; sıcaktan bunalmış, gelirgelmez Nazire’den bir az şekerli kahve istiyor. Şeref Karabağ Kalkan’ın eski belediye başkanı; Antalya’da su yokken kasabaya su getirmiş, daha 86’da imarda 2 kattan fazla inşaata izin vermeyerek, Kalkan’ı pek çok sahil kasabamızda sahil boyunca küfür gibi yükselen apartmanlaşma ve otelleşmeden korumuş eli öpülesi radikal insan. (başka bir perspektiften Kalkan’ı tutan insan)  Önümdeki kitapları görünce yan gözle bakıyor. Ben de hemen sorumu soruyorum: Bu kalkan’ın olayı nedir? Kalkan nereden geliyor?
Anlattığı hikaye hiç içime sinmiyor ama anlatacağım tabi;
Kaş dolaylarında yaşayan güçlü kuvvetli gürbüz bir gencin abisi savaşta ölünce abisinin karısını onunla evlendirmek istemişler. Genç adam bunu sindiremeyip bir gece kaçmış, yorulduğunda vardığı yer Kalkan’ın içinde şimdi cami olarak kullanılan, eski Rum Kilisesi’nin olduğu yermiş. Zamanında kimseler yokmuş, ormanlıkmış oralar, insanın inanası gelmiyor tabi.. neyse orada tek başına takılıyormuş adamcağız ama Meis’den gelen, yukardan Bezirgan ve İslamlardan inen eşkıya rahat vermiyormuş gence. Çok gürbüzmüş anlatıldığına göre evelallah hepsiyle başa çıkabiliyormuş; biraz kol kuvveti biraz da elleriyle yaptığı çeşitli defansif enstrümanlar sayesinde; Şeref amca Kalkanlar yapıyormuş kendine diye anlattı. Gel zaman git zaman adamın adı olmuş Kalkanlı namı yürümüş. Oralarda ondan başkası yaşamadığı için de kalkanlı’nın yaşadığı yere Kalkan denmeye başlamış.

Farkındayım süper çarpıcı bir hikaye değil ama idare edicez artık; Kalamar koyunda bir deniz var yalnız ufff….


bu fotoğrafı da kördere'den çektim.

Hiç yorum yok: