23 Ağustos 2012 Perşembe

Hastalığın adı Fakirlik



Mehmet 34 yaşında, ortaokul terk, tanıdığım birinin getir götür işlerini yapıyor, geriye kalan zamanlarda Adalet ve Kalkınma Partisi için mahalleleri gezip yardıma muhtaç fakirleri tespit ediyor. Ona nasıl buluyorsun onları diye sordum.  Mahalle bakkalına soruyormuş. “En iyi o bilir, mesela geçen gün beni kömürlükte yaşayan bir amcanın yanına gönderdi.” dedi.
Mehmet’in iki kızı var; biri 4 biri 6 yaşında, Aynursu ve Ecemnur.  Güzel isimler koymuş kızlarına, ne anlama geldiğini bilmiyor, söyledim sevindi. Radyo dinlemeyi seviyor, onu ne zaman görsem, telefonuna bağlı kulaklığı hep kulağında. Nokia’nın N serisinden bir telefon var elinde, laleliden 150 liraya işportadan almış, muhtemelen çalıntı telefon. “Çalıntıdır o telefon” dedim, “yok abla 200 liraydı da pazarlık yaptım ben.” Dedi.  Eşi Zulal kızları doğurduktan sonra hamilelik kilolarını bir türlü verememiş, bu yüzden Mehmet ona Afrika Mango almış. Radyo’dan spariş vermiş güvenilir olsun diye.  Sabah akşam içiyormuş.  Ecem Nur büyük kızı, yani altı yaşında olan yavrucak nereden kaptıysa bir mikrop kapmış, bir aydır hasta. Sürekli kusmaya başlayınca Cerrahpaşa’ya götürdü Mehmet onu, bir ay önce. Tüm tahliller yapıldı; kan, idrar vs.  değerler normal; idrar tahlillerinde bir mikrop varmış antibiyotiği dayamış doktor.  Mehmet ne olduğunu anlatamıyor çünkü anlayamamış. İlaçları almasına rağmen iyileşememiş çocuk, kusma artarak devam etmiş. 17 kiloya düşmüş, 4 yaşındaki kardeşiyle aynı kiloda. Bağışıklık sistemi tamamen çökmüş. Mehmet de Zulal de perişan olmuşlar, Bayram günü bütün doktorlar tatilde. İki gün önce Mehmet çaresizce beni aradı, çocuk yeşil kusmaya başlamış ve çok endişelenmişler, belki bildiğim bir doktor vardır diye aramışlar…Hiç çocuk hastalıklarıyla ilgili bir doktor tanımıyorum aksi gibi. Ben de işin aslını anlamak için daha önce yapılan tüm tahlilleriyle birlikte aldım bunları hastanenin yolunu tuttum. En azından doktorla konuşurum anlattıklarını daha doğru anlarım belki diye. Bayram günü sadece acil işliyor, elimizde tahliller olmasına rağmen yeniden tahlil istediler ve 1 saat tahlil sonuçlarını bekledik.  O esnada acil bahçesinde bu ufaklığı gördüm; adı Bilal 3 yaşında.



Gözü niye mi mor?
Merdiven boşluğuna düşmüş;  “Çok havalı olmuşsun sen.” Dedim. Kıkır kıkır güldü. Sadece gözü morarsa iyi, beyin kanaması da geçirmiş ve kafatasında çatlak var. “iyi iyi” diyor babası
.
Evet gelelim Ecemnur’a;  yeni tahlilleri aldık elimizdekilerle birebir aynı çıktı. Doktora tanısını sordum. Görünürde bir şey yok dedi yüzüme bile bakmadan. Biraz mikrop kapmış ilaç yazacağım. “Bir dakika” dedim “zaten bir ilaç yazılmış bu çocuğa, onu kullanıyor, ne yapalım ikisini birden mi kullansın, ayrıca ilacı bünye kabul etmiyor yediği herşeyi çıkarıyor.” diye ekledim. “O ilacı bıraksın bunu kullansın.” dedi, reçeteye karaladı birşeyler baştan savarcasına. “Peki ne yedirelim?” “mideyi yormayacak şeyler verin, yağsız, çorba falan gibi” dedi. Zaten illet oluyorum doktorlara… neyse çıktık. Mehmet’e sordum ne yediriyorsunuz bu çocuğa dedim. “Sıpa ne isterse onu yapıyoruz valla abla, patates kızartması istedi yaptık, lahmacun istedi gittim aldım, sabah sucuk bile yedirdim.” Dedi.
Mehmet ve tatlı ailesine döneceğim;
Geçen hafta güzide tatil mekanlarımızdan asosta tatil halindeyken 60 yaşlarında çok tatlı bir çiftle tanıştık, aynı yerde kalıyoruz, sabahları aynı yerde kahvaltı yapıyoruz; pek hoşlandık birbirimizden üçüncü gün gayet samimi olduk.  Hanım 55 yaşına orada girdi, cildi 30 yaşında gibi görünüyor abartısız. Yediğine içtiğine müthiş dikkat ediyor.  Bana birsürü tavsiyelerde bulundu.  Şimdi moda Alkali Diyetmiş, elinde bir PH ölçer, herşeyin PH’ını ölçüyor. Genel olarak mantığı şöyle anlatayım; 
PH değerimizin 7.4’ün üzerinde olması gerekiyormuş, bunun altındaysa değer, vücut asidik demekmiş; yani yediğimiz içtiğimiz hemen hemen herşey asidik. Adam paranoyaya bağlar ben üç günde karaları bağladım. İçtiğimiz suyu ölçtük 1 liraya 500ml aldığımız suyun PH değeri 6.9 çıktı. Asidik vücutlar çok fena hastalıklara gebe. Kanser vs. Peki ne yapacağız?  Bir tablo var vücudun asit alkali dengesini sağlayan yiyecekler tablosu, bu tabloyu ciddiye alıcaz.   
bir de sabah akşam bir bardak suya bir tatlı kaşığı karbonat içilecek yemek sonrası. Bu konuda daha detaylı bilgiye googllayarak ulaşırsınız herhalde o kadar okumuş yazmış insanlarsınız...

Tabloya baktınız mı bilmem ; yememiz gereken yiyecekler arasında

CHLORELLA SU YOSUNU
AT KUYRUĞU OTU
SU TERESİ
KARAKAFES OTU

gibi hiç duymadığım, nereden bulunabileceği hakkında hiçbir fikrimin olmadığı bir takım bitkiler var.
Bir de Zeytinyağı ve avakado gibi Mehmet’in rüyasında bile görmediği şeyler var.

Evet Ecemnur’un haşlama et patates havuç, iyi kalite bir yoğurtla yapılmış yayla çorbası yemesi gerekiyor; peki Mehmet çok cahil olduğu için mi ona Ayçiçek yanında kızarmış patates, mahallenin kebapçısından alınmış lahmacun, marketten aldığı sucuğu yediriyor?

Ben doktor değilim ama tanıyı koydum bu hastalığın adı fakirlik.   

Hiç yorum yok: